
PKK’nın silah bırakma ve kendini feshetme kararı alması, çocukları yıllar önce örgüt tarafından dağa kaçırılan ve Diyarbakır’da eylem yapan annelere yeni bir umut getirdi. Hollanda gazetesi de Volkskrant’ta yayımlanan habere göre, bu anneler yıllardır çocuklarının hayatta olduğuna inanarak eylemlerini sürdürüyor.
Yıllardır süren bekleyiş
2019’dan bu yana HDP’nin (günümüzde DEM) Diyarbakır il binası önünde çadır kurarak nöbet tutan anneler, çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığını ya da kandırıldığını söylüyor. Türk hükümeti tarafından da sıkça desteklenen bu eylemler, TRT ve Daily Sabah gibi yayın organlarında düzenli olarak gündeme geliyor.
Haberde aktarılanlara göre, bu annelerin anlattıkları devlet propagandası olarak görülse de, hikâyeleri samimi ve sorgulanması gereken detaylarla dolu. Bazı anneler çocuklarının PKK saflarında yer aldığına dair fotoğraflar ve videolar aldıklarını söylüyor. Hatta bir anne, kızının örgüt tarafından çekilmiş videoda “dağ hayatını” överken görüldüğünü ama daha sonra şehit listesinde adının yer aldığını belirtiyor.
Çocuk savaşçılar ve uluslararası tepkiler
PKK’nın çocuk yaşta militan topladığına dair suçlamalar yeni değil. Human Rights Watch’un (HRW) 2016 tarihli raporunda, Irak’ın Kandil bölgesinde çocukların silahlı eğitime alındığı ve çatışmalara sürüldüğü belgelenmişti. HRW’ye göre, örgüt sadece silah eğitimi değil, aynı zamanda ideolojik eğitim de vererek çocukları geri dönüşü olmayan bir yola sokuyor.
HRW’nin 2023 yılı raporuna göre, PKK’ya bağlı Suriye’deki SDF milisleri tarafından en az 637 çocuğun silah altına alındığı doğrulandı. Bu çocukların bazıları daha sonra Kandil’deki PKK kamplarına gönderiliyor.
Annelerin umudu: Geri dönüş mümkün mü?
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısının ardından, örgüt bu çağrıya uyarak kendini feshetme kararı aldı. Eğer bu süreç hayata geçerse, yıllardır çocuklarının akıbetini öğrenemeyen anneler, onların hayatta olup olmadığını öğrenme ve belki de geri dönmelerini sağlama şansına sahip olabilir.
Diyarbakır Anneleri’nin mücadelesi, bir yandan Türkiye’nin iç politikası ve Kürt meselesiyle ilgili büyük sorular doğururken, diğer yandan bireysel dramlar üzerinden evrensel bir insanlık hikâyesi sunuyor.



