
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK ile barış sürecine yönelik son adımları, milliyetçi tabanda rahatsızlık yaratırken siyasi geleceğini de yeniden gündeme getirdi. Barış sürecine ilişkin sembolik silah yakma töreni ve anayasa değişikliği iddiaları, sürecin yalnızca güvenlik değil, siyasi boyutunun da bulunduğunu ortaya koyuyor.
Geçtiğimiz hafta 30 PKK üyesi tarafından gerçekleştirilen silah yakma töreni, muhalefet partilerince “gösteri” olarak nitelendirildi. Erdoğan, bu adımı “Yeni güçlü Türkiye’nin kapıları ardına kadar açılmıştır” sözleriyle savundu.
Ancak küçük milliyetçi partilerden sert tepkiler geldi. İYİ Parti lideri Musavat Dervişoğlu süreci “ihanet” olarak nitelerken, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ silah yakma törenini “barbekü partisi” olarak tanımlayarak alaya aldı.
AKP’nin ittifak ortağı MHP sürece destek verirken, Erdoğan’ın “DEM ile birlikte yürümek” yönündeki açıklamaları, DEM kanadında soğuk karşılandı. DEM milletvekili Pervin Buldan, AKP ile bir siyasi ittifak bulunmadığını ve sürecin ancak yasal reformlarla birlikte yürütülebileceğini belirtti.
Süreçte Kritik Aşamalar ve Anayasa Tartışması
Barış süreci beş aşamadan oluşuyor: Silahsızlanma, yasal düzenlemeler ve 2026 yılı başına kadar toplumsal uzlaşı.
Parlamento içinde kurulan komisyonun Kürt taleplerini nasıl ele alacağı ve sürecin anayasa değişikliğiyle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı belirsizliğini koruyor. Anayasa değişikliği için 600 sandalyeli Meclis’te 400 oy gerekiyor. 360 oya ulaşılması halinde referanduma gidilebiliyor.
AKP-MHP bloğunun toplam 319 sandalyesi bulunuyor. DEM’in 56 sandalyesi sürecin kaderini belirleyebilir.
KONDA’nın haziran ayında yaptığı ve Reuters’a sızdırılan özel bir ankette, halkın yalnızca %12’si PKK’nın silahlı mücadeleyi sona erdirdiğine inanıyor. Aynı ankette, CHP’nin potansiyel adaylarının Erdoğan’a karşı seçimlerde üstün geldiği görülüyor.
Erdoğan, sürecin kişisel siyasi hedefler taşımadığını, anayasa değişikliğinin de yalnızca mevcut sistemin eskimesinden kaynaklandığını savunuyor. Ancak muhalefet bu süreci hem Kürt seçmenin desteğini almak hem de 2028’de yeniden aday olabilmek için yürütülen bir strateji olarak değerlendiriyor.


