
Der Spiegel’de yayımlanan yoruma göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her ne kadar uluslararası sahnede önemli bir aktör olarak öne çıksa da, ülke içindeki ekonomik çöküş ve toplumsal hoşnutsuzluk, bu imajın artık seçmen nezdinde bir anlam ifade etmediğini gösteriyor. Özellikle genç kuşaklar, önceki nesillere kıyasla daha yoksul bir yaşamla karşı karşıya.
Erdoğan’ın uzun yıllardır sürdürdüğü “eski Türkiye – yeni Türkiye” anlatısı, modernleşme ve refah vaatlerine dayanıyordu. “Eskiden çamaşır makinesi bile yoktu, şimdi her evde var” şeklindeki miting söylemleri bu stratejinin sembolüydü. Ancak bugün ekonomik kriz derinleşirken, enflasyon yükselirken ve gelir adaletsizliği keskinleşirken bu vaatler seçmen için inandırıcılığını yitirmiş durumda.
Ekonomik baskı yayılıyor
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen ekonomik baskı daha da arttı. Gençler artık anne babalarından daha kötü koşullarda yaşıyor. Enflasyonun yükselmesiyle temel ihtiyaçları karşılamak bile zorlaştı. Yeni bir beyaz eşya almak, yurt dışına çıkmak ya da basit bir tatil planı yapmak geniş halk kesimleri için imkânsız hale geldi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart ayında tutuklanması sonrasında liranın değer kaybetmesiyle enflasyon yeniden tırmanışa geçti. Halkın büyük bir kısmı, ekonomik sıkıntının yanı sıra siyasi baskıyla da yüzleşiyor.
Uluslararası imaj içeride işe yaramıyor
Erdoğan, dış politikada hâlen güçlü bir figür olarak görülüyor. Trump ve Putin ile iyi ilişkiler kurması, Türkiye’yi Ukrayna-Rusya görüşmelerine ev sahipliği yapacak konuma getirmesi gibi gelişmeler, hükümete yakın medyada öne çıkarılıyor. Ancak bu başarılar, içerideki yoksulluk ve umutsuzluğu gölgede bırakmaya yetmiyor.
Yurttaşlar, Türk dizilerinde gösterilen ışıltılı İstanbul ile kendi yaşadıkları gerçeklik arasındaki derin uçurumu her geçen gün daha fazla hissediyor. Sosyal medyada görülen refah, sadece hayal kırıklığını büyütüyor.
Otoriterleşme ve yeni hesaplar
Der Spiegel’in yorumuna göre, Türkiye tam işleyen bir demokrasi olsaydı, mevcut tablo karşısında seçmen yönetimi değiştirmek isteyebilirdi. Ancak Erdoğan, gücünü kaybetmemek için sistematik biçimde otoriter bir yönetime kayıyor. Çünkü ekonomik sıkıntı arttıkça, özgürlük talepleri de yükseliyor.
Erdoğan hiçbir zaman salt İslamcı bir tabanla %50’yi geçemedi. Her zaman farklı toplumsal kesimlerle ittifak kurmak zorunda kaldı. Bugün de benzer bir strateji izliyor: Bir yandan laik muhalefeti bastırırken, diğer yandan Kürtlerle barış mesajları vererek yeni bir denge kurmaya çalışıyor.
Ancak bu defa hem Kürt seçmenler hem İmamoğlu destekçileri hem de Erdoğan’a geçmişte oy vermiş kesimler aynı ekonomik sıkıntıdan etkileniyor. Ortak duygu: Aldatılmışlık.
Türkiye’de kader belirleyici bir dönem yaşanıyor
Erdoğan’ın “yeni Türkiye” söylemi artık geniş kitlelerde karşılık bulmuyor. Halk, özgürlük ve refah vaadinin yerini baskı ve geçim derdinin aldığını düşünüyor. Erdoğan’ın gücü ne kadar sürecek, bu sorunun yanıtı Türkiye’nin geleceğini belirleyecek.



