
Financial Times’a göre İstanbul’un altın renkli, susamla kaplı simidi hem geçmişin hem bugünün vazgeçilmez sokak lezzeti olmaya devam ediyor.
İngiliz gazetesi, Karaköy sokaklarında başında 20 kiloluk tepsiyle “Simiiit!” diye bağırarak dolaşan satıcı Müslüm Sümbül’ün hikâyesini merkezine alarak, bu geleneksel lezzetin kültürel derinliğini ve tarihsel köklerini ele aldı.

Sümbül’ün simit tepsisinden yükselen koku, sadece açlığı değil, İstanbul’un hafızasını da besliyor. FT’ye göre, simit hem ekonomik bir dayanak hem de ulusal bir ritüel olarak Türk toplumunun damarlarında yer etmiş durumda.

Simit, Osmanlı döneminden bu yana zengininden yoksuluna herkesin sofrasında kendine yer buldu. Dışı çıtır, içi yumuşak bu halka ekmekler; öğrencilerin beslenme çantasında, vapurlarda martılara atılan lokmalarda ya da sabah çayının yanında bulunuyor.

Gazete, simidi “Türk mutfağının isimsiz emekçisi” olarak tanımlıyor. Bugün 20 Türk lirasına satılan simit, İstanbul’un “baget ekmeği”ne benzetiliyor: sade ama vazgeçilmez.

Simitçiler, 17. yüzyıldan bu yana kentin sokaklarında yer alan karakterler. Sümbül de bu geleneği sürdürüyor; sabah 3’te fırında hamur yoğuruyor, öğleye kadar taş fırında pişiriyor, ardından başındaki tepsiyle Karaköy sokaklarında dolaşıyor.

Haberde, Beyoğlu’ndaki Eryılmaz Kardeşler Fırını’na da yer veriliyor. 19. yüzyıldan bu yana taş fırın geleneğini sürdüren bu fırın, simidi hâlâ “el hissiyle” yapıyor: hamurun ağırlığı, kabuğun rengi ve karakteristik “çıtırtı” usta ellerde belirleniyor.

FT ayrıca, Türkiye’nin farklı bölgelerinde simidin farklı biçimlerde yapıldığını belirtiyor: Ankara’da koyu renkli, İzmir’de gevrek, Karadeniz’de ise susamsız “kel simit” olarak biliniyor.

Gazete haberini şu nostaljik cümleyle noktalıyor:
“İstanbul’un sabahlarında hâlâ Sümbül’ün sesi yankılanıyor: Simit, simit, taze simit!”




