
Türkiye Süper Ligi, son dönemde yaptığı büyük transferlerle Avrupa’nın en dikkat çeken liglerinden biri haline geldi. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın astronomik ücretlerle dünyaca ünlü oyuncuları kadrolarına katması, “Türkiye futbolun yeni Suudi Arabistan’ı mı?” sorusunu gündeme getirdi.
Galatasaray, geçen sezon kiraladığı Victor Osimhen’i Napoli’den 75 milyon avroya transfer ederek Türkiye futbol tarihinin en pahalı imzasını attı. Osimhen’e yıllık 21 milyon avro, Bayern Münih’ten alınan Leroy Sane’ye ise 12 milyon avro maaş ödenecek. Fenerbahçe, Jhon Duran’a yaklaşık 20 milyon avro, Anderson Talisca’ya ise 15 milyon avro yıllık ücret verecek.
Borç yükü ve siyasi etkiler
Dört büyük kulübün toplam borcunun 1 milyar avroyu aştığı tahmin ediliyor. Uzmanlar, gelirleri harcamalarını karşılamayan bu kulüplerin transfer politikasına hükümetin göz yumduğunu, bunun da ekonomik kriz döneminde toplumsal dikkati başka yöne çekme amacına hizmet ettiğini belirtiyor.
Kamu bankalarıyla borç yapılandırmaları, hisse ihracı ve çeşitli finansal kolaylıklarla kulüplere devlet desteği sağlanıyor. 2022’de kulüplerin borçlanmasını sınırlandıran yasa çıkarılmış olsa da uygulanmıyor. Muhalefet, bu yasanın kulüplere karşı bir “kontrol aracı” olarak kullanıldığını öne sürüyor.
Taraftar ve protesto dinamikleri
Geçmişte özellikle 2013 Gezi protestolarında aktif rol alan taraftar gruplarının, son dönemde siyasi eylemlerden uzak durması dikkat çekiyor. Analistler, Passolig ve stadyum kameralarının “siyasetsiz tribün” ortamı yaratmakta kullanıldığını vurguluyor.
Sürdürülebilirlik tartışması
Futbol ekonomistleri, Suudi Arabistan’ın aksine Türk kulüplerinin devlet bütçesinden doğrudan finanse edilmediğini, gelir-gider makasının hızla açıldığını ve bu seviyede harcamanın uzun vadede sürdürülemez olduğunu ifade ediyor. Yayın gelirlerinin düşmesi, maç günü ve lisanslı ürün satış gelirlerinin sınırlı kalması da bu tabloyu ağırlaştırıyor.



