
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki doğum oranlarının düşüşünü durdurmak amacıyla sezaryen doğumlara yönelik yeni bir düzenlemeye imza attı. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesinden sonra, 19 Mart’ta imzaladığı kararnameyle özel hastanelerde tıbbi gerekçe olmaksızın sezaryen doğuma yasak getirildi.
Erdoğan, Kadem Vakfı’nda yaptığı konuşmada bu meseleyi ülkenin beka sorunu olarak tanımladı: “Millet silkelenip kendine gelmezse bu topraklardaki varlığı sona erer.”
Tıbbi kaygı mı, siyasi hedef mi?
Türkiye’de 2023 verilerine göre doğumların %62,2’si sezaryen ile gerçekleşti. Bu oran, OECD ortalamasının (%30) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği azami %15 oranının çok üzerinde. Özel hastanelerde bu oran %78’e çıkıyor.
İslamcı-muhafazakâr iktidara göre, bu oranlar doğurganlığı azaltıyor. Çünkü sezaryen geçiren kadınlara genellikle üç doğumdan sonra hamilelik önerilmiyor, hatta tüpler bağlanıyor. Ayrıca iyileşme sürecinin uzunluğu nedeniyle doğum aralıkları uzuyor.
Sağlık sistemi ticarileşti, sezaryen yükseldi
Türkiye Tabipler Birliği’nden jinekolog Gülnihal Bülbül’e göre, sezaryen artışının temel nedeni sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi: “Sağlık satılabilir bir meta olunca, hasta müşteri haline gelir. Müşteri sezaryen isterse doktor karşı koyamaz.”
Bülbül, ebelerin sistemden dışlanmasını, cinsel eğitim eksikliğini ve kadınların doğal doğuma yönelik korkularını da bu artışın nedenleri arasında sayıyor. Ayrıca tıbbi müdahalelerde dava riskinden çekinen doktorlar da sezaryene yöneliyor.
Erdoğan’ın doğum politikası yeni değil
2012 yılında başbakan iken kürtajı “cinayet” olarak nitelendiren Erdoğan, sezaryen doğumlara karşı da benzer söylemler kullanmıştı. Ancak o dönemde getirilen sınırlamaların istatistiksel karşılığı olmadı.
Bugün aynı yaklaşım yeniden devreye sokulsa da uzmanlara göre temel nedenlerle yüzleşilmeden doğum oranları artmayacak. Erdoğan ise Avrupa’nın yaşlanan nüfusunu örnek göstererek genç Türkiye için doğum sayısının artmasının bir zorunluluk olduğunu savunuyor.



