
İsrailli istihbarat gazetecisi Yossi Melman’ın Haaretz’te aktardığına göre, yeni yayımlanacak bir kitap, 1972 Münih Olimpiyatları’ndaki saldırıdan sonra İsrail’in yürüttüğü gizli suikast kampanyasında Batı Avrupa istihbarat teşkilatlarının nasıl rol oynadığını ortaya koyuyor.
Dr. Aviva Guttmann tarafından kaleme alınan “Wrath of God: The Secret History of European Intelligence and the Mossad’s Assassination Campaign” adlı eser, Cambridge University Press tarafından yayımlanacak.
Berne Kulübü ve Kilowatt ağı
Kitapta, 1969’da kurulan “Berne Kulübü” isimli çok uluslu gizli istihbarat ağına yer veriliyor. İsviçre merkezli bu yapı, Mossad’ı “Orbis”, iç güvenlik servisi Shin Bet’i ise “Speedis” kod adlarıyla sisteme dahil etti. Guttmann, arşivlerde Kilowatt isimli şifreli telex ağı üzerinden yapılan yüzlerce yazışmayı inceledi.
Bu belgeler, Mossad’ın Avrupa’daki hedeflerini tespit ederken Avrupalı servislerden otel kayıtları, telefon dökümleri, plaka numaraları gibi bilgileri kullandığını gösteriyor.
Seçici hedefler ve tartışmalı operasyonlar
İlk suikast, Münih’ten bir ay sonra Roma’da Wael Zwaiter’e düzenlendi. Ardından Paris’te PLO temsilcisi Dr. Al-Hamshari’ye yönelik bombalı saldırı geldi. Daha sonra tiyatrocu kimliğiyle tanınan ve Filistin direnişi içinde faaliyet gösterdiği iddia edilen Cezayirli Mohammad Boudia öldürüldü.
Ancak bazı hedeflerin Münih saldırısıyla doğrudan bağlantısı yoktu. Bu durum, İsrail hükümetinin PLO’nun Avrupa’daki altyapısını topyekûn hedef aldığına işaret ediyor.
Lillehammer faciası ve iş birliğinin devamı
1973’te Norveç’in Lillehammer kentinde yanlış kişiyi hedef alan Mossad ajanları yakalandı. Bu olay kamuoyunda büyük tepki toplasa da Berne Kulübü’ndeki istihbarat alışverişi kesilmedi.
Mossad’ın gücü abartılıyor mu?
Guttmann, Mossad’ın “her şeyi kendi başına yapan” bir teşkilat olmadığını vurguluyor. Ona göre, geçmişte olduğu gibi bugün de ABD ve Avrupa’dan — hatta bazı Arap ülkelerinden — örtülü destek alınıyor olabilir.
Arşivler nasıl açıldı?
Guttmann’ın eriştiği arşivlerin “Kilowatt gelen” ve “Kilowatt giden” gibi etiketlerle saklandığını, bu terimlerin hassas anlamlarını sadece istihbarat çevrelerinin bildiğini söylüyor. Bu nedenle belgeler belki de yanlışlıkla açığa çıktı.
Bu kitap, soğuk savaş dönemi Avrupa’sında istihbarat ve siyasi ahlakın sınırlarını yeniden tartışmaya açıyor.



