
Bashar Esad’ın Aralık 2024’teki ani çöküşü, Suriye iç savaşı boyunca farklı cephelerde yer alan Türkiye ve Suudi Arabistan’ı beklenmedik bir yakınlaşmaya sürükledi.
İki Sünni güç uzun süredir rekabet halindeydi. Fakat Suriye’de ortaya çıkan yeni düzende, Ankara ile Riyad çıkar birliği içinde hareket etmeye başladı.
Geçmişten gelen rekabet nasıl aşıldı?
Analist Sinem Cengiz’e göre, geçmişte Müslüman Kardeşler, Arap Baharı ve Cemal Kaşıkçı cinayeti gibi krizler iki ülkeyi sık sık karşı karşıya getirmişti.
Ancak Esad sonrası oluşan denklemde, İran etkisinin gerilemesi, Suriye’deki istikrarsızlığın yönetilmesi ve Sünni ağırlıklı yeni bir siyasi yapılanma hedefi iki tarafı ortaklaştırdı.
Suriye’nin yeni lideri dengeleri nasıl etkiledi?
Geçici Devlet Başkanı Ahmed el-Şaraa’nın geçmişte El Kaide bağlantılı HTŞ içinde yer almış olması İsrail’in tepkisini çekse de, Ankara ve Riyad onu destekleyerek ABD’yi yaptırımları kaldırmaya ikna etti.
Ortak çıkarlar: Güvenlik, ekonomi ve diplomasi
Türkiye için sınır güvenliği, PKK bağlantılı grupların etkisizleştirilmesi önemli.
Suudi Arabistan ise Suriye üzerinden bölgeye yayılan Captagon ticaretiyle mücadeleye öncelik veriyor.
İki ülke, İsrail’in son dönemde Suriye’de artan askeri müdahalelerini de dengelemek istiyor.
Yeni dönem: İş birliği mi, geçici uzlaşma mı?
Yaptırımların kalkmasıyla Suriye’de milyarlarca dolarlık yeniden inşa projeleri için fırsatlar doğdu.
Türk SİHA’larına olan Suudi ilgisi ve yeniden aktive edilen Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi iş birliğinin daha kurumsal hâle geldiğini gösteriyor.
Ancak analistlere göre bu iş birliği, her iki ülkenin kendi çıkarlarını maksimize etmek için yaptığı stratejik bir tercih.
Bölge için ne anlama geliyor?
Suudi analist Salem El Yami’ye göre, bu koordinasyon başarılı olursa sadece Suriye’de değil, tüm Orta Doğu’da daha istikrarlı bir dönem başlayabilir.
Bu süreçte el-Şaraa’nın tarafsız ve dengeleyici rolü de kritik olacak.



