İngiliz Financial Times gazetesi, İstanbul’a sadece 5 mil uzaklıktaki Büyükada’nın, hâlâ Leon Troçki’nin tanımladığı gibi bir “barış ve unutulmuşluk adası” olduğunu yazdı.

Ada, otomobil ve sinema yasağıyla, sessiz sokakları ve görkemli köşkleriyle 20. yüzyıl başındaki hâlini büyük ölçüde koruyor. Troçki’nin bir dönem yaşayıp otobiyografisini yazdığı köşk harabe hâlde olsa da, ada hâlâ ilham veren bir sığınak olmayı sürdürüyor.
Sessizlik, mimari ve nostalji bir arada
Financial Times yazarı Hester Underhill’e göre, adanın gerçek cazibesi, “zaman dışı bir zarafet hissi”nden geliyor. Çankaya Caddesi boyunca sıralanan ahşap köşkler, adanın özgür ruhunu yansıtıyor. Mimari kısıtlamaların az olduğu bu alan, kadınların peçesiz dolaşabildiği laik bir tatil kültürünün simgesi hâline gelmişti.
Troçki’nin izinde bir ada turu
1930’larda Troçki’nin günlerini ıstakoz avlayarak geçirdiği, yerel balıkçılarla dostluk kurduğu anlatılıyor. Troçki bir yazısında Büyükada için şöyle yazmıştı: “Ne tiyatro var, ne sinema. Otomobil yasak. Böyle yerler kaldı mı dünyada?”
Splendid Palace: Adanın kalbinde bir otel
Büyükada’nın en dikkat çekici yapılarından biri, 1908’de Kâzım Paşa tarafından yaptırılan Splendid Palace Oteli. Fransız Rivierası’ndan esinlenilerek tasarlanan otel, Maria Callas ve Edward VIII gibi isimleri ağırlamış. Bugün hâlâ nostaljik havasını koruyan yapı, ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor.
Modern nostalji: Adadan bir parça
Otelin yeni sahipleri, ziyaretçilerin “anı olsun” diye çaldıkları kül tablaları ve yastık kılıflarının yerine butik hediyelik ürünler geliştirmiş. Rumisu iş birliğiyle üretilen şallar en çok ilgi gören ürün. Aktör Walton Goggins’in de bu eşarplardan birini alıp New York’taki evine astığı belirtiliyor.
Büyükada, hem tarih hem mimari hem de zamana direnme kararlılığıyla, hâlâ İstanbul’un en büyüleyici kaçış rotalarından biri olmayı sürdürüyor.



