
ABD merkezli düşünce kuruluşu MEMRI’de yayımlanan makalede, eski diplomat Alberto M. Fernandez, Trump yönetiminin Orta Doğu politikalarının radikal ama gerekli bir yön değişikliği olduğunu savundu. Fernandez’e göre yeni strateji, ABD’nin doğrudan müdahaleleri yerine bölgesel aktörler eliyle istikrar sağlama hedefi taşıyor.
Yeni eksen: Türkiye, İsrail ve Körfez
Trump’ın Suriye yaptırımlarını hafifletmesi, Türkiye ile İsrail arasındaki diyalog süreci ve İran’la nükleer müzakereler, bu stratejinin ayaklarını oluşturuyor. Türkiye’nin özellikle Esad rejiminin 2024’te çökmesi sonrası bölgede güç kazanması ve İsrail ile yürütülen arka kapı diplomasisi dikkat çekiyor.
Erdoğan’ın dönüşümü ve riskler
Fernandez, Türkiye’nin son yıllarda İslamcı ideoloji ve milliyetçilikle şekillenen dış politikasını bir miktar yumuşattığını belirtiyor. Ancak Hamas’a verilen destek ve geçmişte IŞİD’e sağlanan kolaylıkların ileride sorun çıkarabileceği uyarısında bulunuyor.
“Neo-Osmanlı anı”
Yazar, Türkiye’nin mevcut dış politik pozisyonunu “Neo-Ottoman Moment” olarak tanımlıyor ve bu rolün ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarıyla ne ölçüde uyumlu olacağının belirsiz olduğunu vurguluyor. Erdoğan liderliğindeki rejimin, Batı’yla çatışmak yerine iş birliği yapmasının daha fazla çıkar sağlayacağına inandığını da ekliyor.
Stratejik kazançlar ve çelişkiler
Bu yeni bölgesel stratejide İsrail ve Körfez ülkeleri İran’a karşı ABD desteğini kazanırken, Türkiye’nin iç ve dış politikalarına belirli bir serbestlik tanınabileceği düşünülüyor. Ancak bu durumun, Türkiye’nin zamanla farklı çıkarlar uğruna ittifaktan sapması gibi riskler barındırdığı da ifade ediliyor.
Dikkatli bir kumar
Fernandez, ABD’nin doğrudan müdahalelerle başarısız olduğu yerlerde şimdi müttefiklere daha fazla yük bindirdiğini, bunun kısa vadede işe yarayabileceğini ama uzun vadede yeni krizlerin habercisi olabileceğini belirtiyor.ABD merkezli düşünce kuruluşu MEMRI’de yayımlanan makalede, eski diplomat Alberto M. Fernandez, Trump yönetiminin Orta Doğu politikalarının radikal ama gerekli bir yön değişikliği olduğunu savundu. Fernandez’e göre yeni strateji, ABD’nin doğrudan müdahaleleri yerine bölgesel aktörler eliyle istikrar sağlama hedefi taşıyor.
Yeni eksen: Türkiye, İsrail ve Körfez
Trump’ın Suriye yaptırımlarını hafifletmesi, Türkiye ile İsrail arasındaki diyalog süreci ve İran’la nükleer müzakereler, bu stratejinin ayaklarını oluşturuyor. Türkiye’nin özellikle Esad rejiminin 2024’te çökmesi sonrası bölgede güç kazanması ve İsrail ile yürütülen arka kapı diplomasisi dikkat çekiyor.
Erdoğan’ın dönüşümü ve riskler
Fernandez, Türkiye’nin son yıllarda İslamcı ideoloji ve milliyetçilikle şekillenen dış politikasını bir miktar yumuşattığını belirtiyor. Ancak Hamas’a verilen destek ve geçmişte IŞİD’e sağlanan kolaylıkların ileride sorun çıkarabileceği uyarısında bulunuyor.
“Neo-Osmanlı anı”
Yazar, Türkiye’nin mevcut dış politik pozisyonunu “Neo-Ottoman Moment” olarak tanımlıyor ve bu rolün ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarıyla ne ölçüde uyumlu olacağının belirsiz olduğunu vurguluyor. Erdoğan liderliğindeki rejimin, Batı’yla çatışmak yerine iş birliği yapmasının daha fazla çıkar sağlayacağına inandığını da ekliyor.
Stratejik kazançlar ve çelişkiler
Bu yeni bölgesel stratejide İsrail ve Körfez ülkeleri İran’a karşı ABD desteğini kazanırken, Türkiye’nin iç ve dış politikalarına belirli bir serbestlik tanınabileceği düşünülüyor. Ancak bu durumun, Türkiye’nin zamanla farklı çıkarlar uğruna ittifaktan sapması gibi riskler barındırdığı da ifade ediliyor.
Dikkatli bir kumar
Fernandez, ABD’nin doğrudan müdahalelerle başarısız olduğu yerlerde şimdi müttefiklere daha fazla yük bindirdiğini, bunun kısa vadede işe yarayabileceğini ama uzun vadede yeni krizlerin habercisi olabileceğini belirtiyor.



