
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Mayıs Salı günü yaptığı açıklamada, 10 kişilik bir hukukçu grubunu yeni anayasa hazırlıkları için görevlendirdiğini duyurdu. Erdoğan, bu girişimin 1980 darbesi sonrası yapılan ve birçok kez değişikliğe uğrayan mevcut anayasanın “askeri etkiler taşıdığı” gerekçesiyle gereklilik arz ettiğini savundu.
Erdoğan: “Demokrasimizi yeni bir sivil ve özgürlükçü anayasayla taçlandırmak istiyoruz. Bu hedefe hep samimiyetle yaklaştık.”
Anayasa değişikliği ile yeniden adaylık mı?
Mevcut anayasal çerçeveye göre Erdoğan, 2028 seçimlerinde yeniden aday olamıyor. Ancak anayasa değişikliği veya erken seçim bu engeli ortadan kaldırabilir.
Eleştirmenler, yeni anayasa çalışmasının bu amaçla gündeme getirildiğini savunuyor. Erdoğan ise bu iddiaları reddediyor ve “Bu anayasa bizim için değil, milletimiz için,” diyor.
Parlamento dengesi ve Kürt partisi senaryosu
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı AK Parti ve MHP’nin birlikte anayasa değiştirme yeter sayısı olan 360 oya ulaşması mümkün değil. Bu nedenle bazı analistler, hükümetin PKK ile barış girişimlerini hızlandırmasının perde arkasında, Meclis’te pro-Kürt bir partinin desteğini alarak yeni anayasa için çoğunluğu sağlama planı olduğunu düşünüyor.
İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokratik gerileme endişesi
Anayasa tartışmaları, muhalefetin önde gelen isimlerinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmasının ardından gündeme geldi.
Uluslararası kamuoyunda ve ülkede bu tutuklama geniş protestolara neden olurken, olay siyasi gerekçeli bir hamle olarak değerlendirildi. Hükümet ise yargının bağımsız olduğunu savunuyor.
Sonuç: Yeni anayasa mı, yeni rejim mi?
Erdoğan’ın yeni anayasa çıkışı, Türkiye’nin demokratik geleceği ve iktidar dengeleri açısından kritik bir eşikte olunduğunu gösteriyor.
Kimi çevreler için bu adım, darbe anayasasından kurtulma fırsatı. Ancak geniş kesimler için ise, Erdoğan’a 2028 sonrası iktidar yolunu açacak bir güç konsolidasyonu planı.


