
Mayıs 2025’te ABD Başkanı Donald Trump, Orta Doğu gezisinin Suudi Arabistan durağında Suriye’ye yönelik yaptırımların tamamını askıya aldığını açıkladı. Bu karar, Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin çöküşüyle başlayan geçiş sürecinde Şam’daki yeni yönetim açısından tarihi bir dönüm noktası oldu. Trump, Suriye’nin geçici lideri Ahmed el-Şara ile Riyad’da buluşarak onu kamuoyuna “güçlü geçmişe sahip genç ve yakışıklı” biri olarak tanıttı. Oysa el-Şara, kısa süre öncesine kadar ABD’nin terör listesinde yer alan eski bir El Kaide savaşçısıydı.
Ancak ABD’nin yaptırımları kaldırması, Suriye’nin yeniden inşası için yeterli olmayabilir. Ekonomik toparlanma, dış yatırımların güvenli bir ortamda hayata geçebilmesi ve ülkedeki siyasi yapılanmanın istikrara kavuşması için daha bütünlüklü bir stratejiye ihtiyaç var.
Ekonomik darboğaz ve yatırım beklentileri
ABD Hazinesi, el-Şara’nın da dahil olduğu birçok kişiye yönelik yaptırımları kaldırdı ve 2019 Caesar Yasası kapsamında uygulanan yaptırımları 180 günlüğüne askıya aldı. Avrupa Birliği de benzer şekilde çoğu yaptırımı sonlandırdı. Bu gelişmeler, Körfez ülkelerinin Suriye’ye yatırım yapmasının önünü açtı. Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri, Tartus Limanı’nda sanayi ve serbest ticaret bölgeleri kurulması için 800 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı. Katar ve Suudi Arabistan, Suriye’nin borçlarını ödeyerek uluslararası finans kuruluşlarından kredi alma yolunu açtı.
Ancak bu yatırımların kalıcı olabilmesi için Suriye’nin uluslararası finans sistemine tam olarak entegre olması gerekiyor. SWIFT sistemine dönüş, havale ve ödeme işlemlerinin yeniden başlamasını sağlayabilir. Enerji sektörü de yatırımlar açısından öncelikli alanlardan biri. Savaş öncesi günde 400.000 varil olan petrol üretimi, şu an 40.000–80.000 varile kadar düşmüş durumda.
Bölgesel gerilimler ve dış müdahaleler
Suriye’nin karşılaştığı zorluklar sadece ekonomik değil. İsrail, ülkedeki hedeflere yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve bazı bölgeleri işgal etti. Türkiye ise Aralık ayında Suriye ile özel bir deniz yetki alanı anlaşması yapmayı önerdi. Bu öneri, enerji kaynaklarına erişim açısından Suriye’ye fırsatlar sunsa da Doğu Akdeniz’deki sınır gerilimlerini artırabilir.
Ankara, aynı zamanda HTS dışında kalan Suriye muhalif güçleri üzerinde etkili olmaya devam ediyor. ABD ise İsrail’i hava saldırılarını azaltması yönünde ikna etmiş görünüyor. Ancak bu dengelerin sürdürülebilirliği, yeni Şam yönetiminin bağımsızlığını ne ölçüde koruyabileceğine bağlı.
Güvenlik ve yönetim boşluğu riski
HTS ülkenin tamamını kontrol edemiyor. Eski rejim unsurları kıyı şeridinde yeniden örgütlenirken, IŞİD doğuda yeniden faaliyet göstermeye başladı. Kürt ve Dürzi gruplar ise özerklik taleplerini sürdürüyor. Güvenlik güçlerinin merkezi bir otorite altında yeniden yapılandırılması ve sivil halkı koruyan disiplinli bir yapıya kavuşturulması büyük önem taşıyor.
İyi yönetişim olmazsa barış da kalıcı olmaz
Suriye’nin komşuları, savaş sonrası yeniden inşada yolsuzluk ve kötü yönetişimin bedelini ağır ödedi. Irak ve Lübnan örneklerinde olduğu gibi, savaş sonrası süreçte siyasi ve ekonomik kaynakların dar bir zümreye aktarılması, halkın taleplerini bastıran bir rejim doğurabiliyor. Bu nedenle, sadece güvenlik değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve siyasi reformlar da ABD’nin gündeminde olmalı.
El-Şara’nın gücü merkezileştirme eğilimi, halkın 2011’de başlattığı özgürlük taleplerini göz ardı ederse, yeniden bir iç savaşa kapı aralayabilir. Ülkenin geleceği sadece içeride değil, Avrupa’nın göç politikalarından İran’ın bölgedeki etkisine kadar pek çok alanda etkili olabilir.
Sonuç
Trump’ın yaptırımları kaldırma kararı, Suriye için büyük bir fırsat sundu. Ancak bu fırsatın hayata geçmesi için ekonomik istikrar, bölgesel uzlaşı, güvenlik reformları ve kapsayıcı bir yönetişim anlayışı gerekiyor. Aksi halde Suriye, yeniden çatışmaların, dış müdahalelerin ve istikrarsızlığın sahnesi olabilir.



