
Ayasofya’da son yılların en büyük restorasyon çalışması başlatıldı. UNESCO tarafından “insanlık mirası” olarak tanımlanan yapının özellikle büyük kubbesi, yarım kubbeleri ve minareleri deprem riskine karşı güçlendirilecek.
Deprem riski öncelikli hedef
Başmimar Hasan Fırat Diker, projenin başında yer alıyor. Diker, İstanbul’da son haftalarda hissedilen depremlerin ardından binanın içini incelemiş ve restorasyonun aciliyetini vurgulamıştı. Ayasofya’nın ana kubbesi, geçmişte birçok kez depremler nedeniyle zarar gördü. Şu anda da taşıyıcı sistemde farklı dönemlere ait müdahalelerin oluşturduğu bir yük söz konusu.
Kurşun kaplama sökülecek, çatlaklar incelenecek
Restorasyon sürecinde kubbenin kurşun kaplaması tamamen sökülecek ve altında oluşmuş olabilecek çatlaklar tespit edilecek. Yapının dört ana sütunu, zemin altı bölümleri ve yarım kubbeler arasındaki bağlantılar da detaylı olarak incelenecek.
Osmanlı dönemine ait saklı resimler araştırılacak
Diker, Ayasofya’nın çeşitli dönemlerinde yapılan kaplama katmanlarının altında kalmış olabilecek Osmanlı dönemine ait bazı duvar resimlerini gün yüzüne çıkarmayı da hedeflediklerini belirtti. Bu nedenle restorasyon çalışmaları aynı zamanda bir arkeolojik keşfe de dönüşebilir.
Ziyaretler kesintiye uğramayacak
Restorasyon çalışmaları süresince Ayasofya ibadete ve ziyarete açık kalacak. Kubbenin üstüne yerleştirilecek özel örtü sayesinde yapı dış etkenlerden korunurken, içeriye kurulacak iskele sistemleri ziyaretçilere açık alanları mümkün olduğunca koruyacak.
Uluslararası sorumluluk
Ayasofya, Bizans döneminde inşa edilmiş, Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş, Cumhuriyet döneminde müze yapılmış ve 2020 yılında yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştı. UNESCO, 2020’de alınan bu kararı “evrensel miras değerine zarar verici” olarak tanımlamıştı.
Mimar Hasan Fırat Diker, “Bu sadece Türkiye’nin değil, tüm insanlığın ortak mirası. Bizim görevimiz, onu gelecek nesillere ulaştırmak,” dedi.


