
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Türkiye’nin iç politikasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Alessandro Borgato tarafından kaleme alınan analizde, siyasi, ekonomik ve sosyal olmak üzere üç temel risk sınıflandırılıyor. Bu risklerin her biri orta-düşük olasılıkla gerçekleşse de, etkileri oldukça ciddi olabilir.
İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından hükümetin internet erişimini kısıtlaması, İstanbul Üniversitesi’nin İmamoğlu’nun diplomasını iptal etmesi ve buna bağlı olarak anayasal cumhurbaşkanlığı adaylığı koşullarının tehlikeye girmesi büyük tartışmalara yol açtı. Ülke genelinde 81 ilin 55’inde protestolar düzenlendi. İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya, belediye binası önünde toplanan kalabalığa hitap ederek, yaşananların toplum vicdanında derin bir yara oluşturduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cephesi, muhalefeti gayrimeşru göstermek ve kriminalize etmek üzerinden bir söylem geliştirirken, muhalefet cephesi büyük şehirlerdeki gücünü koruyarak erken seçim çağrıları yapmaya başladı.
Siyasi Riskler
Analize göre siyasi riskler arasında hükümetin istikrarsızlaşması, genç seçmenlerin devlete duyduğu güvenin azalması ve ifade özgürlüğündeki gerileme yer alıyor. Özgürlüklerin kısıtlanması, CHP’nin yeni protesto yöntemleri geliştirmesine neden oldu. “Alışveriş yapmama günü” gibi sivil itaatsizlik eylemleri giderek yaygınlaşıyor.
Ekonomik Riskler
İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Türk lirası dolar karşısında 42 seviyesine geriledi. Bu, Türkiye tarihinde bir rekor olarak kaydedildi. Merkez Bankası’nın faiz oranını %42,5’e çekmesi ve enflasyonun %38,1’e düşmesi bazı toparlanma sinyalleri verse de, liranın kırılganlığı hâlâ yüksek. Yeni bir siyasi kriz, para politikasını sürdürülemez hale getirebilir.
Sosyal Riskler
İmamoğlu’nun tutuklanması, PKK ile çözüm sürecine zarar verme riski taşıyor. Özellikle Kürt seçmenlerde otoriterleşme korkusu artarken, Dem Parti ile yürütülen hassas diyalog bozulabilir. Bu da toplumsal gerilimi daha da artırabilir.
Risk Değerlendirmesi ve Etkiler
Analizde bu üç riskin “orta” düzeyde etkili olabileceği ifade ediliyor. Ancak ekonomik hataların toplumda yaratabileceği yıkım çok daha büyük olabilir. Toplumun yaşam standartlarının daha da düşmesi, hükümetin meşruiyetini de zora sokabilir.
Spekülatif Senaryolar
CHP’nin erken seçim çağrıları, Erdoğan’ın büyük şehirlerdeki zeminini kaybettiği bir ortamda karşı hamle olarak okunuyor. AKP’nin, İmamoğlu’nu PKK ile ilişkilendirme çabaları ise yeni seçmen kitlelerine ulaşma stratejisi olarak değerlendiriliyor.
Riskleri Azaltma Stratejileri
Analizde dört temel strateji öneriliyor:
- Önleme: Muhalefet partileri arasında işbirliği, kitlesel öfkenin siyasi eyleme dönüştürülmesi.
- Hafifletme: İfade özgürlüğü için sosyal medyada daha fazla alan açılması, yargı ve basına daha fazla özerklik verilmesi.
- Müdahale: İmamoğlu’nun serbest bırakılması gibi uzlaşma adımlarıyla Kürt toplumu başta olmak üzere kamuoyunda güvenin yeniden inşası.
- Acil Durum Planı: Hesap verebilirlik mekanizmalarının geliştirilmesi.
En İyi ve En Kötü Senaryo
En iyi senaryo, İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve siyasi kutuplaşmanın yumuşatılmasıdır. Bu durumda hükümetin çalışmaları üzerindeki baskı azalabilir. En kötü senaryo ise protestoların bastırılması ve toplumsal bölünmenin daha da derinleşmesidir.
Sonuç
Önümüzdeki süreçte hükümetin atacağı adımlar, Türkiye’nin demokratik yapısı, ekonomik direnci ve toplumsal barışı açısından belirleyici olacaktır. Bu analizdeki öneriler, hem mevcut riski yönetmek hem de yeni krizleri önlemek adına dikkatle değerlendirilmelidir.



