
Haaretz’te Simon A. Waldman imzasıyla yayımlanan analizde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası Türkiye genelinde başlayan protestoların kapsamı ve potansiyeli değerlendiriliyor. Yazıya göre, Türkiye’de halkın Erdoğan yönetimine karşı sokağa çıkması meşru olsa da, bu öfke dalgasının rejimi sarsması çok zor.
İmamoğlu’nun partisinin İstanbul’da hızlıca bir geçici belediye başkanı ataması, Erdoğan’ın belediyelere el koyma planlarını sekteye uğratsa da, Türkiye genelinde tablo daha karamsar. Son yıllarda Mardin, Batman, Van gibi illerde seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerlerine kayyumlar atanmıştı. Bu durum, rejimin yerel demokrasiyi de baskı altına aldığını gösteriyor.
Devletin Tüm Kademelerinde Güç Yoğunlaşması
2016’daki darbe girişimi sonrası emniyet, ordu ve yargıda büyük tasfiyeler yapıldı. Sonrasında devletin neredeyse tüm kurumları, doğrudan ya da dolaylı olarak Erdoğan’a bağlı hâle geldi. Yargıdaki yapısal değişiklikler, cumhurbaşkanına hakim atama yetkisi vererek kontrolü pekiştirdi.
Medya ve internet de aynı baskıdan payını aldı. Türkiye’de protestoları haberleştiren yayın kuruluşları cezalandırılıyor, bazı yayın organlarına ekran karartma cezaları veriliyor. BBC gibi uluslararası medya temsilcileri ise sınır dışı ediliyor.
Uluslararası Örnekler Umut Veriyor mu?
Yazıda, Polonya’da yerel yönetimlerin otoriter eğilimlere nasıl karşı koyabildiği, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerde sivil toplumun dönüşümdeki rolü ve Şili’de sosyal medyanın kitlesel harekete nasıl önayak olduğu hatırlatılıyor. Ancak Türkiye’de bu faktörlerin çoğu ya bastırılmış ya da işlevsiz durumda.
Protestoların Haklılığı Artıyor
Yine de analiz, her baskının protestocuların meşruiyetini artırdığını savunuyor. Waldman, “Bu adaletsiz düzene karşı ayakta duranlar sonuç almasalar bile haklıdırlar. Ve bu bile başlı başına bir direniştir,” ifadelerine yer veriyor.



